Yusuf Arslan
7 Haziran 2026
Türkiye genelinde milyonlarca öğrencinin geleceğini belirleyecek olan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) için geri sayım devam ediyor. Bu süreç, evlerdeki stres seviyesinin de artmasına neden oluyor. Uzman pedagog Ebru Şen, ailelerin bu kritik dönemde çocuklarına nasıl destek olabileceklerini ve sıkça yapılan iletişim hatalarını ele aldı.
Ebru Şen, LGS’ye hazırlanan öğrencilerin kaygılarını genellikle fiziksel ve davranışsal belirtilerle gösterdiğini belirtti. Karın ve baş ağrıları, iştahsızlık, tırnak yeme gibi davranışların yanı sıra ani öfke patlamaları da bu belirtiler arasında yer alıyor. Çocukların soyut düşünme becerilerinin tam olarak gelişmemiş olması nedeniyle kaygının genellikle bedenleri üzerinden dışa vurduğu ifade ediliyor.
YKS sınavına hazırlanan öğrencilerde ise durum farklıdır. Bu grup için kimlik gelişimi ve gelecek kaygısı birleşirken, kronik yorgunluk, duygusal tükenmişlik ve sosyal geri çekilme gibi durumlar öne çıkıyor. Şen, bazı öğrencilerin dışarıdan sakin görünse de içsel olarak yoğun kaygı yaşayabildiklerini vurguladı.
Kaygının tamamen olumsuz bir duygu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Şen, orta düzeyde bir kaygının öğrenmeyi ve odaklanmayı destekleyebileceğini dile getirdi. Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan birinin çocuklarını başkalarıyla kıyaslamak olduğunu ifade eden Şen, “Komşunun oğlu şu okulu kazandı” gibi sözlerin, öğrencide yetersizlik hissini artırabileceğine dikkat çekti. Diğer bir hata ise sürekli performans sorgulamaktır. “Kaç soru çözdün, netlerin kaç?” gibi sorular, çocukta denetleniyormuş hissi yaratıyor. Ayrıca, öğrencinin duygularını küçümsemek de bir başka hatadır. “Abartıyorsun, herkes sınava giriyor” gibi cümleler, öğrenciyi yalnızlaştırırken, “Zorlandığını görüyorum, bu çok anlaşılır” yaklaşımının kaygıyı azaltmada daha etkili olduğu ifade ediliyor.
Sınavı tamamen göz ardı etmenin ya da sürekli gündemde tutmanın doğru olmadığını belirten Şen, dengeli bir yaklaşım öneriyor. Akşam yemeklerinde sadece sınav konusunu konuşmak yerine, öğrencinin duygularına, günlük yaşantısına ve başka konulara da yer verilmesi gerektiğini vurguladı. Bu yaklaşım, öğrenciye “Sen sınavdan ibaret değilsin” mesajını iletmektedir.
Kaygının bulaşıcı bir duygu olduğunu hatırlatan Şen, ebeveynlerin kendi endişelerini fark etmelerinin önemine dikkat çekti. Çocuklarıyla konuşmadan önce, “Şu an ona mı yardım etmek istiyorum yoksa kendi kaygımı mı azaltmaya çalışıyorum?” sorusunu sormalarını önerdi. Çocukların, ebeveynlerinin sözlerinden ziyade duygusal durumlarını hissettiğini belirtti.
Sınav sabahında neler yapılması gerektiğine de değinen uzman pedagog, sıkça kullanılan “Sana güveniyoruz, sen yaparsın” cümlesinin bile öğrencide beklenti baskısı yaratabileceğine dikkat çekti. Bunun yerine “Ne olursa olsun seni seviyoruz” ve “Elinden geleni yapman yeterli” gibi koşulsuz destek mesajlarının daha sağlıklı olduğunu ifade etti. Sınav sabahında alışılmış bir kahvaltı, sakin bir ortam ve kısa bir sarılmanın öğrenciye güven hissi verebileceğini söyledi.